Türkiye’de yabancı dil öğrenmekte zorlanan insanların sayısı oldukça fazladır. Avrupa’nın birçok ülkesinde birden fazla yabancı dil konuşabilen insanlar oldukça sıradan görülebilirken Türkiye’de bir yabancı dili bile konuşabilecek seviyede bilen insanlar yabancı dil öğrenmekte zorlananlar veya hiç öğrenmeyenler tarafından farklı bir yeteneğe sahip zannedilebilmektedir. Oysa kendi ana dilini öğrenebilmiş olan herkes bir başka dili öğrenebilecek yeteneğe sahiptir.

Avrupa’ya baktığımız zaman Macaristan, Finlandiya ve Estonya gibi bazı ülkeler hariç kıtanın büyük bölümünde ülkelerin resmî dilleri birer Hint-Avrupa dilidir. Bu diller arasında dilbilgisi kuralları bakımından farklar olsa da sözcükler çoğunlukla birbirine benzemektedir ve bu durum bu dilleri konuşanların birbirlerinin dillerini öğrenmelerini kolaylaştırmaktadır. Örnek verecek olursak:İngilizce mother, İspanyolca madre, Yunanca μητέρα /mitera/ “anne”; aynı sırayla father, padre,  πατέρας /pateras/ “baba” demektir. Bu sözcükler bir Hint-Avrupa dili olan Farsçada da mâder ve peder şeklindedir ve Osmanlı döneminde kullanılmıştır. Bunlardan peder günümüz Türkçesinde de kullanıldığı için father/padre/πατέρας /pateras/ sözcüklerini öğrenirken kolaylık olabilmektedir. Farsça sözcüklerin sık sık kullanıldığı Osmanlı Türkçesinin okullarda zorunlu ders olmasına karşı çıkanlar olsa da böyle bir dersi alan öğrencilerin Hint-Avrupa dillerini öğrenmesi de kolaylaşabilir.

Birçok konuda olduğu gibi dil öğrenirken önemli bir nokta da motivasyondur. Dili sadece dersten veya sınavdan geçmek için öğrenmeye çalışırsanız yabancı dilinizi geliştirmeniz zordur. Eğer okulda öğrendiğiniz veya işe girmek için çalıştığınız yabancı dil söz konusuysa bu dili öğrenmenin size sağlayabileceği başka imkanları da araştırınız. Örneğin İngilizce öğrendiğinizde artık internette okuyabileceğiniz sitelerin sadece Türkçe ile sınırlı olmayacağını, dünyanın başka yerlerinde İngilizce bilen insanlarla tanışıp iletişim kurabileceğinizi, ithal malı elektronik alet satın aldığınızda menüsünün İngilizce olması durumunda kullanırken zorluk çekmeyeceğinizi vs. düşünerek İngilizce öğrenmek için yeni yeni sebepler bulabilirsiniz.

Yabancı dil öğrenme problemlerinden biri de dili öğrenmek için uygun kaynakların bulunamamasıdır. Elinizde kitaplar olabilir fakat kitaplar hazırlanırken kullanılan yöntem öğretici değilse sizi sıkabilir. Ezber yapmak dil sınavına girmeden önce kullanılabilecek bir yöntem olabilir; sınavdan kısa bir süre önce yüzlerce sözcük ezberleyip sınav esnasında hatırlayabilirsiniz. Fakat dil öğrenmek sadece sınava girilecek bir ders gibi değildir. Bir dili öğrenmeye başladığınızda öğrendiklerinizi kullanarak yeni şeyler öğrenebilirsiniz. Çoğunlukla öğrendiğiniz sözcüklerle kurulmuş cümleleri anlamaya çalışırsanız daha önce öğrenmemiş olduğunuz sözcükleri de sözün gelişinden anlamaya başlayabilirsiniz. Hiç birşey anlamadığınız bir konudan zevk almanız zordur fakat az da olsa birşeyler anlayabilecek seviyeye geldiğinizde artık dil öğrenmek size zevk vermeye başlayabilir. Dolayısıyla elinizdeki kitaplar ezbere yönelik hazırlanmışsa ve sizi pratik yapmaya yönlendirmiyorsa fazla birşey öğrenemeyebilirsiniz. Ayrıca seviyenize uygun olmayan kitaplar da sizi sıkabilir. Örneğin siz İngilizcede temel birçok kelimeyi ve bazı ifadeleri öğrendikten sonra İngilizce öğretmeye ‘What’s your name?’ konusundan başlayan bir kitap daha sizi baştan sıkabilir. Bunun yerine ilginizi çeken konularda birşeyler okuyarak İngilizcenizi ilerletmeye devam edebilirsiniz.

Eğer bir dili kendi kendinize öğrenmeye çalışacaksanız o dilin gramer kitaplarının ve sözlüklerinin yanında konuşma kılavuzlarını da edinin. Bir konuşma kılavuzu çeşitli durumlarda kullanabileceğiniz cümleleri size hazır olarak verebilir. Bu cümleleri öğrendiğiniz dilbilgisi kurallarıyla değiştirerek yeni cümleler kurabilirsiniz. Örneğin birçok konuşma kılavuzunda cümlelerin siz’li (kibar/resmî) hitap şekilleri bulunur. Diyelim Almanca öğreniyorsunuz ve elinizdeki konuşma kılavuzundan aşağıdaki gibi bazı cümleleri öğrendiniz:

Wie heißen Sie? Adınız nedir?
Wie geht’s Ihnen? Nasılsınız?
Was machen Sie? Ne yapıyorsunuz?

Bu cümlelerde geçen sözcükleri tek tek incelediğinizde heißen’ın bir fiil olduğunu ve 2. teklik şahıs çekiminin heißt olduğunu elinizdeki sözlük ve gramer kitaplarından öğrenebilirsiniz. Yine siz anlamında kullanılan Sie’nin yerine 2. teklik şahıs zamiri olan du’yu kullanabileceğinizi bu kaynaklarda bulabilirsiniz. Bu şekilde cümleleri aşağıdaki biçimlere dönüştürebilirsiniz:

Wie heißt du? Adın nedir?
Wie geht’s dir? Nasılsın?
Was machst du? Ne yapıyorsun?

Bir zamanlar kendi kendinize böyle bir çalışma yaptığınızda kurduğunuz cümlelerin doğru olup olmadığını kontrol etmeniz zor olabiliyordu. Günümüzde böyle cümleleri Google’da tam veya parça parça aratarak kontrol edebiliyorsunuz. Bu tür bir çalışma ile cümleleri analiz edebilmeyi ve dillerin gramerlerini kendi kendinize çözebilmeyi öğrenebilirsiniz. Mesela Almanca öğrenirken:

Wie heißen Sie? Adınız nedir?
Wie heißt du? Adın ne?

cümlelerini karşılaştırdığınızda Almancada isim sorarken heißen diye bir fiilin kullanıldığını, Almancada heißen Sie kısmı değişirken Türkçede adınız kısmının değiştiğini ve heißen fiiliyle yapılan soruda ne anlamına gelen was değil de nasıl anlamına gelen wie sözcüğünün kullanıldığını gözlemleyebilirsiniz. Daha sonra İspanyolca öğrenmeye çalışacak olursanız:

¿Cómo se llama usted? Adınız nedir?
¿Cómo te llamas? Adın ne?

cümlelerindeki llamarse eyleminin Almancadaki heißen ile benzer bir kullanımının olduğunu görebilirsiniz. Eğer İspanyolca ve İtalyanca gibi birbirine daha yakın diller söz konusu ise o zaman birinin gramerini bilmekle diğerinin gramerini büyük ölçüde kendiniz çözebilirsiniz:

¿Cómo se llama usted?Come si chiama?
¿Cómo te llamas? – Come ti chiami?

gibi cümleleri karşılaştırdığınızda İspanyolcadaki ve İtalyancadaki sözcüklerin anlamlarını ve eklerin işlevlerini, iki dil arasında bazen düzenli ses farklılıkların olduğunu kendiniz çözebilirsiniz.

Dil öğrenirken kullanabileceğiniz bir yöntem de o dili konuşanları dinlemek ve izlemektir. Küçük çocuklar nasıl çevrelerinde olan biteni gözlemleyerek ve aynı sözcükleri veya ifadeleri tekrar tekrar duyarak konuşmayı öğreniyorlarsa siz de bunu deneyebilirsiniz. Kendiniz yabancılarla konuştuğunuzda dili yeni öğrenmekte olan küçük çocukların bilmedikleri sözcükleri sormaları gibi siz de anlamadığınız sözcükleri konuştuğunuz kişiye sorabilirsiniz.